Bir süre sosyal medyada gezindikten sonra aynı şeyi fark etmek mümkün: Aynı yazı tipleri, benzer renk paletleri, birbirine benzeyen videolar, aynı geçişler, aynı müzikler ve neredeyse aynı cümlelerle anlatılan fikirler…
Bir süre sosyal medyada gezindikten sonra aynı şeyi fark etmek mümkün: Aynı yazı tipleri, benzer renk paletleri, birbirine benzeyen videolar, aynı geçişler, aynı müzikler ve neredeyse aynı cümlelerle anlatılan fikirler…
Üstelik bu yalnızca sosyal medyayla sınırlı değil. Web sitelerinden reklam filmlerine, sunumlardan uygulama arayüzlerine kadar dijital dünyanın birçok alanında benzer bir estetikle karşılaşıyoruz.
Peki dijitalde gerçekten herkes aynı şeyi mi yapıyor, yoksa aynı şeyin işe yaradığını gördükçe hepimiz ona mı yaklaşıyoruz?
Dijital dünyada iyi çalışan bir formatın uzun süre yalnız kalması pek mümkün değil. Bir video tarzı ilgi gördüğünde benzerleri üretiliyor. Bir tasarım dili popüler olduğunda farklı alanlara taşınıyor. Bir ifade biçimi dikkat çektiğinde kısa sürede sayısız versiyonu ortaya çıkıyor.
Bunun anlaşılır bir nedeni var.
Kimse tamamen bilinmeyen bir şeyi denemek istemiyor. Özellikle içerik üretiminde daha önce işe yaradığı görülmüş bir format, yeni bir fikir için güvenli bir başlangıç noktası oluşturuyor.
Ancak tekrar arttıkça fark da azalıyor.
Bir noktadan sonra ortaya çıkan şey artık bir trend değil, trendin birbirine benzeyen kopyaları oluyor.
Algoritmalar yalnızca hangi içeriği göreceğimizi belirlemiyor. Zamanla hangi içeriklerin daha fazla üretilmesine de etki ediyor.
Çünkü görünür olan şey tekrar ediliyor.
Hızlı tüketilen videolar daha fazla üretiliyor. Belirli görsel stiller daha sık kullanılıyor. İzleyicinin alıştığı içerik yapıları güvenli seçenekler haline geliyor.
Böylece dijital ortamda ilginç bir döngü oluşuyor:
Görünen şey çoğalıyor, çoğalan şey normalleşiyor, normalleşen şey de yeniden üretiliyor.
Sonuçta farklı kişiler tarafından hazırlanan içerikler bile aynı dijital dilin içinde buluşmaya başlıyor.
“Güzel” Görünmek Her Zaman Yeterli Değil
Dijitalde estetik anlayışının giderek daha standart hale gelmesinin bir başka nedeni de görsel olarak “doğru” görünen şeylerin çok hızlı benimsenmesi.
Minimal tasarımlar, sade tipografiler, belirli renk kombinasyonları, temiz ürün çekimleri veya sinematik video görüntüleri kendi başlarına sorun değil. Hatta çoğu oldukça etkili.
Sorun, her fikrin aynı görsel reçeteyle anlatılmaya başlaması.
Bir içeriğin güzel görünmesi ile kendine ait bir karakter taşıması aynı şey değil.
İyi tasarlanmış ama daha önce yüzlerce kez gördüğümüz bir içerik birkaç saniye içinde kaybolabilir. Buna karşılık çok daha sade bir fikir, kendine özgü bir bakış açısına sahipse hafızada daha uzun süre kalabilir.
Bu yüzden dijitalde estetik kadar önemli başka bir soru ortaya çıkıyor:
“Bunu başka biri de yapabilirdi” hissini nasıl ortadan kaldırabiliriz?
Özgün olmak, mutlaka daha önce hiç kullanılmamış bir font bulmak ya da kimsenin yapmadığı bir video formatı yaratmak anlamına gelmiyor.
Bazen aynı araçları farklı bir düşünceyle kullanmak yeterli.
Aynı kamera, aynı platform, aynı trend ses veya aynı tasarım araçları kullanılsa bile ortaya tamamen farklı işler çıkabilir. Çünkü asıl ayrışma çoğu zaman kullanılan araçta değil, o aracın arkasındaki fikirde ortaya çıkıyor.
Bir markanın, içerik üreticisinin veya yaratıcı ekibin kendi bakış açısını ortaya koyması da burada önem kazanıyor.
Çünkü dijitalde her şeyin birbirine benzediği bir ortamda fark yaratmak için her şeyi yeniden icat etmek gerekmiyor. Bazen zaten herkesin kullandığı bir şeyi farklı bir gözle ele almak yeterli.
Özgünlük arayışı da zaman zaman kendi trendini yaratabiliyor.
“Farklı olalım” derken kullanılan belirli tasarım stilleri, sıra dışı kamera açıları, alışılmadık anlatım biçimleri veya özellikle “ham” bırakılmış içerikler de kısa sürede birbirine benzemeye başlayabiliyor.
Yani mesele yalnızca trendlere uymamak değil.
Asıl mesele, neden o tercihi yaptığını bilmek.
Bir tasarım sade olduğu için değil, anlatmak istediği şeyi daha iyi taşıdığı için sade olabilir. Bir video hızlı olduğu için değil, fikrin ritmi bunu gerektirdiği için hızlı olabilir.
Kısacası özgünlük, farklı görünmekten çok kendine ait bir nedeni olan seçimler yapabilmekle ilgili.
Popüler formatların hızla kopyalanması, algoritmaların belirli içerik türlerini öne çıkarması ve daha önce işe yaradığı görülen yöntemlerin tekrar tercih edilmesi dijital içeriklerde benzerliği artırıyor.
Hayır. Bir trendi kullanmak tek başına içeriği sıradanlaştırmaz. Önemli olan trendin nasıl yorumlandığı ve içeriğin kendi fikrini taşıyıp taşımadığıdır.
Özgünlük yalnızca farklı bir görsel kullanmakla oluşmaz. İçeriğin kendine ait bir fikrinin, anlatım biçiminin ve bakış açısının olması daha önemlidir. Aynı araçlar kullanılarak bile tamamen farklı işler üretilebilir.
Dijital dünyada herkesin aynı araçlara, trendlere ve formatlara erişebildiği bir dönemde fark yaratmak giderek daha az kullanılan bir efekt bulmaktan geçmiyor. Asıl fark, neyi neden yaptığını bilmekten ve bunu kendine ait bir bakış açısıyla anlatabilmekten geçiyor.
Yeni nesil kreatif ve dijital reklam ajansı Babel olarak biz de yaratıcı süreçlerde yalnızca neyin popüler olduğuna değil, fikrin kendi karakterini nasıl ortaya çıkarabileceğine odaklanıyoruz. Çünkü dijitalde dikkat çekmek için her zaman daha farklı görünmek gerekmiyor; bazen aynı dünyaya başka bir yerden bakmak yeterli oluyor.